Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari

Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari


   

   
 
  BEĞENDİK VE ERMENİ LATO
Asırlardır beraber yaşıyorlardı. Sürüleri aynı dağlarda otlanır, kuşları aynı çalılıklarda öterdi. Köy camisinin minâresi yoktu amma, beş vakit ezan sesi yankılanırdı Ozim yamaçlarında. Hıristiyanları da Müslümanları gibi fakir olduklarından, onların da yoktu “daaan-daaan” diye çalacak bir “çan kule”leri... Tıpkı cami gibi, taşlardan yapılmış olan küçük kilisede, gençler ayinlere pek katılmazken, yaşlılar hâlâ Mesîh’e ibâdet ediyor, Meryem’i kutsuyorlardı. Günlük yaşamları, Müslümanlarla tamamen içiçeydi. Öylesine ki, bahar gelip, Ozim Dağı eteklerindeki karlar erimeye başladı mı, buram buram cennet kokan toprağın bağrından nazenin kardelenler, genç kızlara, delikanlılara göz kırpar, lâlelerin gelişini muştularlardı... Cömert kardelenler, bu kurlarını yaparlarken, Müslüman, Ermeni ayırımı yapmaz, kendilerine koşan tüm sevdâlılara kollarını açarak, onlara sarılırlardı... Çünkü Yaratıcı onları yaratırken, “siz sadece şu kavmin kızlarının göğüslerine takacakları çiçeklersiniz!” dememiş, rızkını bütün insanlığa sunmuştu Kendisine kulluk etsinler için... Müslüman kızlar, göğüslerine taktıkları kardelenleri, Ayşe, Fatma diye adlandırırken, Hıristiyan arkadaşları da kendilerininkini Meryem diye isimlendirir; seke seke dut ağaçları, “kizvân”[1] ağaçları altında baharı yaşarlardı... Köylerinde, Meryem adını taşıyan bir tane de Müslüman kızı vardı. Müslümanlar da, Hıristiyanlar da adını biraz değiştirmiş, Kürtçe, “Meyro” diye çağırırlardı onu... Müslümanlar çok severlerdi Meryem ismini... Çünkü Müslüman inancına göre Meryem, bütün dünya kadınlarının en üstünü, iffetin timsâliydi... Babasız Mesîh’i doğurduğu için Yahudilerin iftiralarına maruz kalan[2], Cennet kadınlarının Kraliçesi, “Irzını Koruyan Kız”[3], “Bakire Meryem”di o... Meryem’di o!.. Daha beşikteyken konuşan, Allah’ın izniyle ölüleri dirilten[4] “Meryem oğlu İsâ Mesih”in, yâni “Kelime”[5]nin annesiydi o... Kardelenlerin gelişini, kenger filizleri izlerdi... Yer altında sakladıkları gövdelerini insanlardan sakınmak için, tıpkı bâkire kızlar gibi hayâ örtüsüne bürünür, rahibeleşirlerdi adetâ... Ama buna rağmen insanlar onları bulur, “Zâviye”lerinden koparır, tencerelerinde, küplerinde azık yaparlardı kendilerine... O aşamada kurtulmayı başaran kengerlerse, yine emin değillerdi barınaklarında... Çünkü yuvasından çıkıp, boyu-posu yerine gelince; bu sefer de sakızcıların akınına uğrardı. Çalılar arasında gizlenmeyi başaramayan güzel endamlı bu kengerler, köyün delikanlıları tarafından gövdelerinden kesilir; bembeyaz süt gibi akan göz yaşları, ertesi gün sakız oluverirdi diş fırçası nedir bilmeyen çocukların ağzında... Kenger sakızını Ozim Müslümanları da, Hıristiyanları da, o yörede yaşayan herkes gibi, “qâjık” diye isimlendirmiş, asırlardır beraber çiğniyorlardı onu... Ozim Müslümanlarının, ve Hıristiyanlarının koyunları, keçileri, davarları, kedileri, köpekleri de bir arada yaşardı... Müslümanlar zekâtlarını, Hıristiyanlar da cizyelerini verirlerdi Devlet’e... Müslümanlar çiftçilik, Hıristiyanlarsa, demircilik, bakırcılık, kalaycılıkla geçinirlerdi... Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında, dillere destan olan güzel bir tesânüd olduğundan, herkes hayatından memnun, gül gibi geçinip gidiyorlardı... Fakat gel gör ki, her köyün mızıkçıları, yaramazları, fitnecileri olduğu gibi, Ozim köyünün de “Lato” adında bir fitnecisi vardı. Köylüler arasında mevcut olan tesanütten fevkâlâde rahatsız olan, ve onları birbirleriyle dövüştürmekten zevk alan bu Ermeni fitneciyi, kendi dindaşları dahi sevmezdi. O da bunun farkında olduğundan, Müslüman, Ermeni ayırımı gözetmeden, herkese kötülük yapmaya çalışır, köyde kavga oldu mu adetâ bayram olurdu onun için... Derken seneler geçti; ve köyde baş gösteren bulaşıcı bir hastalıktan dolayı bir çok insan hayatını kaybedince, Müslümanlar azınlık durumuna düştüler. Hıristiyanlardan da bir çok kişi ölmüş, meydan fitneci Lato’ya kalmıştı... Lato herkese zulmediyor, hastalıktan bitâp düşmüş Müslümanların, Hıristiyanların mallarına el koyuyordu. Ve sonunda ağası oldu Ozim köyünün... Etrafına kendisi gibi tipleri toplamakta gecikmeyen Lato, kısa zamanda herkese kan kusturan bir çete kurdu; ve etrafta sergilediği terörüyle nâm saldı... Onun zulmünün yankıları, Pervari’ye kadar ulaşmıştı... Lato, çetesiyle yollar kesiyor, dilediğinin malına el koyuyordu... Ozim köyünün yolları oldukça sarp olmasına rağmen, dünyada olup bitenlerin haberleri, fısıltı dahi olsa, oraya kadar geliyordu. Ve bir gün, köy kadınlarının sessiz sessiz duvar diplerinde şöyle konuştukları duyuldu: - Kezi kuré![6] Urus[7] askeri Van’a geliyormuş! - Urus nedir Avda Hudé[8]? - Urus, girdiği her yeri tâlân eden, herkesi öldüren bir millet! - Keçé[9], bu Urus Deccâl olmasın? - Ahir zamandır kardeşim! - Peki neye gelmiş? - Savaş var, savaş! - Seferberlik de var mı? - Bizim erkekleri de askere alacaklar mı? - Peki Urus bizim köye de gelecek mi? - Yok be! Bu yokuşu Urus çıkabilir mi? Kadınların bir kısmı konuşmuyor, sadece dinliyordu. Belki de Urus’u-Murus’u anlamadıklarından konuşmuyorlardı. Derken birden sesleri kesildi; ve aralarından birisi sessizce: - Kadınlar dağılalım, Lato geliyor! Mahmuzlu çizmesi, ve arkasındaki iğrenç kılıklı adamlarıyla; Bağdad’ı yağmalayan çeteci Amerikan askerlerini andıran Lato, kadınların yanından geçince, hepsi çil yavrusu gibi dağılıp, evlerine kapandılar. Aradan günler geçti. Ozim kadınları, her zaman olduğu gibi köyün dibeğinin yanında toplanmış, konuşuyorlardı. Dünya ile ilgili en sıcak haberler, bu kadın toplantılarından öğrenilirdi. Çünkü ne radyo, ne gazete vardı köylerinde! Belki de radyo henüz keşfedilmemişti bile... Telefon-telgraf hatları dahi yoktu Ozimlilerin... Bütün iletişim vasıtaları, köylerine ulaşan haberleri, cami sokağında bulunan dibek başında yapan kadın konuşmalarıydı. Bu dibek, ya da yörenin tabiriyle “cohni” onların bir çok günlük ihtiyacına cevap veriyordu adetâ. Buğdaylarını onda dövüyor; yarmalarını, bulgurlarını onda hazırlıyorlardı. Hele o dibekte dövülüp yapılan dut helvasına doyum olmazdı. Hiçbir konservatif kullanmadıklarından, basit de olsa, gayet lezzetli kabak “riçol”[10]leri, incir “loşik”[11]leri, “çirék”[12]leri şifa veriyordu yiyenlerine... Lato’nun zulmü ve terörü de olmazsa, yaşanacak ideal bir köydü Ozim... Lato’nun, zorla ve bedelsiz olarak mülkiyetine geçirdiği mâlikânenin, uzunca bir dehlizi vardı. Sanki nükleer silâhlardan korunmak için yapılmış bir sığınaktı bu dehliz... Yaz günlerinde buz dolabı görevi yapan dehliz, son günlerde fazla konuşulur olmuştu. Yine kadınlar konuşuyordu Lato’nun dehlizini: - Dayé[13], Lato dehlizine tüfek dolduruyor... - Ne tüfeği kız? - Bilmem! Akşam penceremizden onu sokakta giderken gördüm. Yularından tutup çektiği katır sırtında odun götürüyor sandım. Fakat bir de ne göreyim; odun sandığım şeyler ay ışığında parlamaya başlayan tüfeklerdi. - Lato ne yapacak o kadar tüfeği? - Belki onlar Hükümet’in[14] silâhlarıdırlar! - Doğru! Bir aydır Lato köyde yoktu. - Neredeydi acaba? - Van’a gidip geldiğini söylüyorlar... Aralarında bulunan Müslüman kadınlardan biri: - Avda Hudé, Lato Urus’la görüşmeye gitmiş olmasın? Ne Müslüman, ne de Ermeni, hiçbir kadından ses çıkmadı. Bu soruyu soran da, tehlikeli bir şey söylediğinin farkına vararak, hemen sesini kesti; ve dağıldılar... Neden sonradır ki, Lato’nun Van’a yaklaşmakta olan Rus ordusuna gittiği, ve Anadolu’yu, özellikle de Pervari ve çevresini işgallerinde onlara yardımcı olacağını söylediği anlaşıldı. Meğer dehlizine yığınak yaptığı bu silâhları, Ruslara yardımcı olacak Ermeni çetelerine dağıtacakmış... Nitekim öyle oldu; ve köyde bulunan Müslüman erkeklerin çoğu, Lato tarafından pusuya düşürülerek şehit edildi. Müslüman köylüler, hatta bir çok Ermeni de Lato’nun neden böyle yaptığını anlayamıyordu. Çünkü onlar, yüzyıllardır beraber yaşıyorlardı Müslümanlarla; ve aralarında hiçbir problem yoktu... Köyde erkeksiz kalan Müslüman kadınları, bir gece Lato’nun zulmünden kurtulmak için çocuklarını alıp, Müslüman nüfusunun çoğunlukta olduğu köylere kaçtılar... Ne var ki köylerinden hiç çıkmamış olan bu zavallı Müslüman kadın ve çocukların çoğu, gece karanlığında yollarını kaybettiler... Kimileri yuvarlanıp, Botan Çayı’nın derinliklerinde balıklara yem oldu; kimileri de vahşi tabiatın, kendisinden de vahşi olan karanlığından korktuklarından çıldırıp kayboldular Ozim Dağı’nın uçurumlarında, kayalıklarında... Köyden kaçamayan Müslüman kadın ve çocuklarsa, ertesi gün Lato’nun çeteleri tarafından işkence edile edile şehit edildiler... Bazı Ermeniler dahi hâlâ Lato’nun ne yapmak istediğini bilmiyor, anlamıyorlardı... Lato ise bir tek cümle söylüyordu dindaşlarına: - Müslüman kadınlarından, çocuklarından kimi görürseniz, öldürün İsâ adına! Ve Lato’nun şerrinden korkan Ermeniler, buldukları Müslüman kadın ve çocuklarını öldürerek, yerine getiriyorlardı iğrenç emirlerini... Lato, Ozim köyünde çetelerini hakim duruma getirince, bir iki adamıyla birlikte tekrar Van’a gitti. Van Ruslar tarafından işgal edilmiş, yerli Ermeni işbirlikçilerinin desteği, hatta teşvikiyle Van’da katliam yapılmış, kan gölüne çevrilmişti Van sokakları... Katliamı yapanlar, Ruslardan ziyâde, asırlardır Müslümanlarla birlikte yaşayan, onlar gibi, her türlü vatandaşlık haklarından yararlanmış olan Ermenilerdi. Bu Ermeni çetelerinin arasında, özellikle birisi fazla dikkat çekiyordu: - Müslümanlardan bir tek kişi sağ bırakmayın! Sünnetli olan bütün çocukları kesin! Hamiledirler diye, sakın kadınlara acımayın, karınlarındaki bebekleriyle öldürün onları! Bu iğrenç emirleri verenin adı Lato’ydu; ve Pervari’nin Ozim köyünden gelmişti. Van’da günlerce süren katliamdan sonra, Rus ordusu Batı’ya, Anadolu içlerine hareket etmeye karar verdi. Bitlis üzerinden Diyarbakır’a, oradan da diğer bölgelere geçmeyi tasarlıyorlardı... Rus generallerinin emrinde gösterdiği performanstan dolayı, Lato’yu da aldılar Savaş Konseyi’ne... Müslümanlara yaptığı zulüm, ve Ruslara yaptığı yardım ve yataklıktan dolayı bu şekilde söz sahibi olan, ve kendisine, “Miralay”[15] rütbesi verilen Lato, Rus komutanlarına şu öneriyi getirdi: - Anadolu’ya iki yoldan girelim: Birisi Bitlis-Diyarbakır hattı; öbürü de, Pervari-Siirt hattı. Pervari-Siirt hattını ben hallederim; çünkü oraları çok iyi bilirim! Lato’nun bu görüşü kabul edildi; ve Lato, Pervari ile Siirt’i işgal edecek ordunun başına getirildi. Öyle sevinmişti ki Lato, işgal edeceği yerlerde yapacağı katliamın heyecanıyla bağırıp duruyordu: - Bu Müslümanların başına öyle bir hâl getireceğim ki, Lato’nun nâmı her tarafta duyulacak! İçinde hâlâ Müslüman yaşayabilen köyleri, kan gölüne çevireceğim! Sağ kalabilenleri de, Ermenilerin ahırlarını temizleyen köleler statüsüne getireceğim! Artık hakim olan Müslümanlar değil, Ermenilerdir! Rus kardeşlerimizin yardımıyla kahvaltıyı Van’da, öğlen yemeğini Pervari’de, akşam yemeğini de Siirt’te yiyeceğim; yaşasın Ermenistan! Lato bu naraları attıktan sonra, emrinde bulunan Ermeni, ve Rus birlikleriyle harekete geçti. Her tarafı yakıp yıkıyordu. Geçtiği güzergâhta bulunan Müslümanlar katlediliyor, yıllardır orada yaşayan Ermenilerse, Rus ordusuna katılıyorlardı. - Qelâ Mısılmanan![16] diye, bağırıyordu Lato! Lato Ermenice’yi pek beceremediğinden Kürtçe konuşuyor, yanında bulunan Ruslar da, onun kendileri için değil, Ermeni çeteciler için bu Müslüman katliamını gerçekleştirdiğini fark edemiyorlardı. Ve gerçekten, katliamın en iğrenci işleniyordu Van-Pervari hattında... Köy dereleri, kan akıyor; kendilerini kurtaramayan Müslüman kadınları, Ermenilerin iğrenç emellerine alet olmamak için, kendilerini uçurumlardan aşağıya atıyor, feryatları bütün Doğu’yu inletiyordu... Sadizim bayramı yapan Lato ve askerleri, kollarından tuttukları Müslüman bebeklerini sallayıp kayalıklardan atarken, naralar atıyor, ardından da Rus votkasını içiyor, kadın ve çocuk katliamlarını kutluyorlardı... Ermeni Lato’nun, Rusların emrine girerek, Van’dan hareket ettiği haberi, Pervari’ye kadar ulaşmış; özellikle onun, Ermenileri isyana davet eden mektubu, ele geçirilince, Müslüman milisler, savunma hazırlıklarına başlamışlardı. Pervari’de toplanan milisler, Lato’nun işgal ettiği Bidâr köyüne hareket ettiler. Lato ve emrindeki Rus-Ermeni çeteleri de, Van’dan Bidar’a kadar olan bütün köylerde katliam yapmış, Bidar’ı almaya çalışıyorlardı. Kurşun sesleri Botan Vadisi’nde yankılanıyor, kıyasıya bir çete savaşı sürüyordu. Müslüman sivil milisler buldukları silahlarla kendilerini savunuyor, Rusların Bidar’ı geçmelerine fırsat vermiyorlardı. Savaşan Müslüman milislerin tamamı, Rusları buralara getirmiş olan Lato’yu tanıdıklarından, herkes onu öldürmek istiyordu. Çünkü onun ölümü, bir bakıma savaşın bitimi demekti. Zira Rusları teşvik edip buralara getiren oydu. Savaş olanca hızıyla devam ediyordu ki, birden bütün vadiyi çınlatan bir ses duyuldu: - Allahu ekber! Lato’yu vurduum! Lato’yu vurdum! Müslümanlarda bir canlanma, Rus ordusunda ise bir telaş başladı. Evet duyulanlar doğruydu, ve Lato öldürülmüştü… Lato’nun ölümü üzerine Rus ordusu kırıldı; ve çekilmeye başladı. Onlar kaçıyor, Müslüman milisler takip ediyordu. Bizzat bu harekata katılmış olan Pervarili Aliy-i Kase’nin anlattığına göre bu takip Van’a kadar sürdü. Oraya kadar düşman asker ve çetelerini takip eden Pervarili milisler, yeni bir haberle de karşılaştılar: Ruslar Van’ı da terk ediyorlar… Evet takvim 1917’yi gösteriyor, ve Rusya’da Çarlık devrilmiş, yerine “Sosyalizm” diye yeni bir rejim gelmişti. Rus ordusu bunun için çekiliyordu. O gündür bu gündür, Pervari’nin tarih literatüründe, Lato’nun hikâyesi dilden dile anlatılır. Ve tarih boyunca dünyamızı Cehenneme çevirenler, işte bu gibi Lato’lardır. Ama bu demek değildir ki insanlara zulmeden, onlara baskı yapıp haklarını ellerinden alanlar, sadece isimleri Lato olan Ermenilerdir. Bütün toplumların kendilerine göre Lato’ları vardır. Tarihimizde, isimleri Müslüman’ca olan öyle “Lato”larımız vardır ki, zulümleri Ermeni Lato’nunkini çoook geçmiştir… Dün öyleydi, bugün de böyledir… Allah insanları Lato’ların her türlüsünün şerrinden, desiselerinden ve zulmünden muhafaza buyursun. Amin…
Reklam
 
BEĞENDİKTEN SON DAKİKA
 

-----ENVER-----

BEĞENDİKLİ HEMŞEHRİLERİNİZLE TANIŞMAK İÇİN LÜTFEN ZİYARETÇİ DEFTERİNE MESAJINIZI BIRAKINIZ 1917 YILINDA BEĞENDİĞİMİZİN ERMENİ VE RUS ORDUSU KOMUTANI MİRALAY LATO YA KARŞI VERMİŞ OLDUĞU ZAFERİ ANLATIR BELGE SİTEMİZİN SOL MENÜSÜNDE YAYINLANMIŞTIR.SIKILMADAN OKUYUN ATALARIMIZI MERAK EDİYORSANIZ...

-----ENVER-----

döviz
 
günün sözü
 
GİRİŞ SAYFAN YAP
 
Giriş sayfası yap
 
Bugün 5 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.